İnsan hayatı, kutsallığı üzerine herhangi bir tartışmanın söz konusu dahi olamayacağı önemli bir durumdur. Hal böyle iken, başta doktorlar ve hemşireler olmak üzere, tüm sağlık çalışanlarının kutsal bir görev icra ettiğini söylemek yerinde olur. Hayatın hemen hemen her alanında mevcut olan psikolojik, sözel ve fiziksel şiddetin tümüne karşı olmakla birlikte, sağlık çalışanlarına uygulanan şiddetin daha ayrıntılı ve net görünmesini sağlamak amacıyla çeşitli çalışmalar yapılması son derece önemlidir.

Ülkemizde sağlık çalışanlarına uygulanan şiddetin büyüklüğü ve sayısı son 10-15 yıldır ivmeli bir şekilde artıyor. Bu alanda medyaya çıkan haberler malumun sadece çok küçük bir kesitini kapsıyor. Medyaya çıkan ve toplumda infial yaratan bazı örnekler vermek hafızaların tazelenmesine yardımcı olacaktır. Bu üzücü olayları hatırlatmak şahsımı derinden etkilemekle birlikte, toplumsal hafızanın bu konuda yenilenmeye ihtiyacı var.

Göğüs cerrahisi uzmanı Dr. Ersin Arslan, Gaziantep’te görev yaptığı 17.04.2012 tarihinde bir hastasının 17 yaşındaki torunu tarafından hastane içerisinde defalarca bıçaklanarak katledildi. Katil zanlısı olay sırasında bıçakla yaraladığı Arslan’a hastanedekilerin tıbbi yardım vermesini, muayene odasının kapısında durup yaklaşmaya çalışanlara bıçak sallayarak engelledi. Arslan kan kaybından, acı içerisinde vefat etmişti. Hangi vicdan bir insanın onlarca insanın önünde kan kaybı ile feryat ederek ölmesine sessiz kalabilir? Ama kalındı. Arslan’ın adı öldürüldüğü hastaneye verildi. Ancak bu olayın benzerlerinin yaşanmaması adına gerekli güvenlik önlemleri alınmadı.

Dr. Kamil Furtun, görev yaptığı Samsun Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahi Hastanesi’nde, 29 Mayıs 2015 tarihinde silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti. Katli gerçekleştiren cani hakkında hastane içerisinde ve çevresinde sözel şiddette bulunduğuna, birçok kişiyi tehdit ettiğine dair çok sayıda tutanak tutulmuş. Ancak konunun idare tarafından savcılığa iletilmemesi ve gerekli önlemlerin alınmaması sonucunda, gerçekleşmesi herkes tarafından tahmin edilen bu elim olay gerçekleşti. Caninin elini kolunu sallayarak hastane çevresinde silahla dolaşmasına kimse engel olmadı.

Bu satırları yazarken duygulanmamak elde değil. Zira şuan üç beş satırda ifade edeceğim olay benim için son derece kahredici. Dr. Hüseyin Ağır, görev yaptığı Aksaray’ın Eskil ilçesindeki bir aile sağlığı merkezinde 29.03.2017 tarihinde başından ateş edilerek öldürüldü. Hüseyin ağabey, birlikte aynı evi paylaştığım, hayatımda tanıdığım en naif insanlardan biriydi. Onu öldüren emekli polis memuru, yakalanacağını anlayınca başına sıkarak intihar etti. Hüseyin ağabey geride bir eş, iki çocuk, aile ve sayısız dost bıraktı. Ancak onun ölümüne sebep olan güvenlik zafiyetleri halen sağlık çalışanlarının en büyük meselesi durumunda.

Burada sadece üç olayı hatırlattım. Daha fazlasını yazmaya maalesef elim varmadı. Buraya yazılmayan, doktorlar başta olmak üzere, nice sağlık çalışanı cinayeti gerçekleşti. Bir de cinayetle neticelenmeyen sayısız psikolojik, sözel ve fiziksel şiddet olayı bulunuyor. Ancak yetkililer bu olaylar hakkında üç maymunu oynuyor.

Ülkemizde hakkını şiddetle arama her alanda mevcut olmasına rağmen buna en fazla sağlık kurumlarında rastlanıyor. Adliyelerde hâkim ve savcılar ile aynı asansöre dahi binilemezken, beğenilmeyen bir karar için hâkim ve savcıları öldürmek şöyle dursun onlara ses bile çıkarılamaz. Kredi vermeyen banka görevlisi, trafik cezası yazan polis, halkın hakkını cebine indiren bazı siyasiler gibi birçok kişiye karşı bu suçların işlenmesi söz konusu dahi değil. Bu mesleklerde durum böyle iken sağlık camiasında neden durum tam tersi?

Hastanelerde hastalar ve yakınları genellikle sıra beklemekten şikâyetçidir. Peki, bir hastanede olduğu kadar bankada, noterde, adliyede sıra beklediği için kavga eden, personelin üzerine yürüyen, onları tehdit eden ve hatta onlara şiddet uygulayan birini gördünüz mü? Bu yerlerde bu durum yok denecek kadar az yaşanırken, neden sağlık kurumlarında bunların yaşanması sıradan bir durum haline geldi?

Koronavirüs salgını döneminde sağlık çalışanları için ışıkları kapatıp açma, tencere tavaya vurma, sosyal medyada paylaşımlar yapma gibi çeşitli gövde gösterileri yapıldı. Tamamen gövde gösterileriydi. Zerre kadar samimiyet içermiyordu. Bu şovların gözümde asla bir değeri yok. Çünkü öldürülen, şiddet gören hiçbir sağlık çalışanı için bugüne kadar bunlar yapılmadı. Herkes kulaklarını tıkadı. Hak ettiler denildi. Öldürülen tek bir doktor için, sağlık çalışanları dışındaki kişiler tarafından tek bir yürüyüş, gösteri, basın açıklaması yapılmadı. Ayrıca salgın devam ederken bile sağlıkta şiddet olayları durmadı. Salgın gibi bir dönemde dahi sağlıkçıların değeri tam olarak anlaşılmadı. Bu da yetmezmiş gibi sağlık çalışanlarının çalışma şartlarını zorlaştıran bir yasa tasarısı şu salgın döneminde gündeme geldi. Bir bakıma intihar olan bu yasa teklifi çok şükür ki şimdilik komisyondan geçmedi.

Yukarıda da belirttiğim üzere Dr. Ersin Arslan 17.04.2012 tarihinde öldürüldü. Bu elim olaydan tam 8 yıl sonra 17.04.2020 tarihinde sağlıkta şiddet yasası çıkarıldı. Bunun için neden 8 yıl beklendi? İstenildiği zaman herhangi bir yasa üç beş gün içerisinde çıkarılabilirken neden koskoca 8 yıl beklendi? Bu zaman aralığında ölen canların, darp edilen sağlık çalışanlarının hakkını ve vebalini kim ödeyecek? Bu yasa teklifi her ne kadar bir adım olarak önemli olsa da içerik ve uygulamada hala birçok eksik bulunuyor. Bu yasanın en kısa zamanda daha kapsamlı bir hale getirilmesi ve tam tekmil uygulamaya konulması gerekiyor.

Sağlıkta şiddet olayları tahmin ettiğimizden çok daha fazla sayıda yaşanıyor. Bu konuyu derinlemesine incelemek isteyen Uzm. Dr. Özkan Yükselmiş 3.200 adet sağlık çalışanı ile görüşerek bir anket çalışması yaptı. Sağlıkta şiddet olaylarının demografik verilerini çıkarmak için yapılan bu çalışma çarpıcı sonuçlar verdi. Birçok psikolojik, sözel ve fiziksel şiddet olay birinci ağızdan öğrenildi. Bu çalışmaya göre şiddet olaylarının büyük kısmının bekleme, istenilen tedavinin/ilacın verilmemesi, kimlik belgesinin getirilmemesi, hastanın kendisinin gelmemesi gibi sudan sebeplerden ötürü gerçekleştiği tespit edildi. Sudan sebepler diyorum ancak bunların hepsinin mevzuatta yeri olup cezaya tabi olan illegal istekler olduğu da ortada. Bunlara uymayan kişiler suç işlemekle birlikte bir de sağlık çalışanlarına şiddet uygulayarak ayıplarını cilalıyorlar.

Uzm. Dr. Özkan Yükselmiş tarafından yapılmış bulunan bu anketin verilerini sizlere sunmanın birçok bakımdan önemli olduğunu düşünüyorum. Sağlıkta şiddetin gerçek boyutunun öğrenilmesi gerekiyor. Sorunun büyüklüğü bilinmeden nelerle karşılaşılacağı ve önlem alınmasının ivediliği hakkında sağlıklı yorum yapılamaz. Zira kitabı okuduğunuzda siz de göreceksiniz ki ülkemizde sağlıkta şiddet çoktan bitti, uzun zaman önce sağlıkta terör dönemi başladı. Bu yapılanlara şiddet denilemez, bunlar ancak terör olarak adlandırılabilir. Bu sebeple bu çalışmayı yapan Uzm. Dr. Özkan Yükselmiş’e kendi adıma çok teşekkür ediyorum. Gerek bu ankete katılan, gerek bu ankete katılmayıp daha önce şiddet görmüş olan tüm sağlık çalışanlarına geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Daha iyi şartlarda mesleklerimizi yapacağımız günlerin biran evvel gelmesini diliyorum.

İki Dost Yayınları

Yayın Tarihi2020-09-15
Baskı Sayısı1. Baskı
DilTürkçe
Sayfa Sayısı94
Cilt TipiAmerikan Cilt
Kâğıt Cinsi60 gr Enzo
Boyut13,5 x 21 cm
TürHatıra, Anket

Kitabın İlk Sayfalarını Aşağıdaki Bağlantıya Tıklayarak Okuyabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir