Her geçen gün kendi kimliğimizi ifa edemediğimiz, dört çerçevenin içine hapsolan beyinlerimiz ve gel git yaşayan zihinlerimiz… Tamamıyla başkalarına teslim ettiğimiz fikrî yapımız bizi tek model oluşturulan insani unsurlarla baş başa bırakıyor. Koyulan kurallar dâhilinde hareket ediyor ve kendimizce aklımızın yetmeyeceğini düşündüğümüz durumlarda topu  sahanın dışına gönderiyor ve bize daha kuvvetli atılmasını bekliyoruz. Süregelen insanlık tarihinde her daim rastlanmış olan bu bağnaz kitle düşüncesi bizi biz olmaktan çıkarıp farklı siluette insani unsur özelliklerini taşıyan varlıklar yapıveriyor.

Kimliğimizi, benliğimizi unuttuğumuz ve düşünme yetisini hayatımızdan çıkarıp toplumcu kesime yönelerek  “herkescil düşünce, toplumcul ve doğruluğu şaşmaz” nitelikte hazır tepside sunulmuş bazı illüstrasyonlardan ibaret olarak kalıyor. Hazır bilgiye alışmış ve artık bundan rahatsız olmaz hatta zevk alır olmuşuz.  Birilerinin yönlendirmesi  bencil, sencil, bizcil olarak sınıflandırılmış ve kişisel düşünce yerine toplum statüsünde yer almayı birçok kişi tercih etmiştir. Kendi fikrinin  beyan edilmesi demek aykırı, ideallerin dışında ve her zaman sorun teşkil eden insan profili oluşturmuştur. Bundan dolayı her kitle insani unsur olarak hayatını sürdürmeyi tercih etmiştir. Buna binaen her kesimde fikir ayrılıkları olup kendi fikirlerini savunan kişiler kayırılmış, ötekileştirilmiş ve susturulmaya, bastırılmaya zorlanmıştır.

Toplumcu kesim, daha kaba bir tabir ile bağnaz kitle tek tip insan istemektedir. Baş kaldırmayan ve tamah eden. Verilen ölçülere uyan ve çizgiyi aşmayan. Vücut ölçülerine dâhi karışmasına izin veren; her kadın 36-38 beden olmalı, her kadın zayıf olmalı, her kadın güzel olmak için makyaj yapmalı ve yine – “kadın” – her kadın alımlı ve çekici olmalı… Dört çerçeve içerisine sığdırılan ve esiri olan zihinler istisnasız ve itirazsız senaryoyu benimsemiş ve konumlandırılan ritüellere çoktan meyil etmiş bulunmaktadır. Tam da bu noktada modernizm kapımızı çalar ve biz açmadan zaten başköşeye kurulmuş durumdadır. Adeta bir piyon olduğumuz bu  moda akımı  her geçen gün kıskacına alıp köşeye sıkıştırıyor farkında olmadan köleleşen zihinler, zihinlerimiz peşinde takılıyor ve itiraz dahi etmeden sırtına vurulan semere kamçı geldikçe ilerliyor, durmuyor ve doymak bilmiyor.

İşte modernite başlığı bizi evirip çevirip modern insanı teşkil eden bir varlık olarak niteler konuma yükseliyor. Öylesine benimsenmiştir  ki yürüyen marka ve konuşan para olur, biz modern insanlarda. Tek parça kıyafet uğruna benliğini unutmuş bireyler olur çıkarız. Bizi biz yapan değerlerimize ulaştığımızda  kazanmış olacağız. Zihnimizde oluşturduğumuz ve aşılama din anlayışımızın tuğlalarını yıktığımız gün yeniden doğduğumuz gün olacaktır. Asıl mesele mihenk taşını oturtmak. Sahip olunan, çepeçevre saran tüm virüslere karşı dimdik durmak ve mücadele etmek.

“Rahim Dayanır” İletişim Bilgileri

E-mail: rahimdayanir@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir