Ben, yaşamı boyunca dertler ve sıkıntıları gökteki yıldızlar kadar dolu, yüreğine akıtılan taş misali uçsuz bucaksız yarını belli olmayan umudumla, duamla, sabrımla, sevgimle, hoşgörümle yaşayan güzel günlere inancını kaybetmeyen yegâne bir kızım… Beklentilerimin sabırdan sonra gerçekleşeceği, derdimin dermanının acıların sonunda mutluluğumun teslim aldığı yüreğimin en gizli  en kuytu köşelerinde bir yerde umudumun hiç bitmeyeceğinin farkındayım. Bazıları acılarımızı bayram sevincine dönüştürmeye çalışsa bile onlara inat gülümseyip mutlu olacağımı biliyorum… Böylece itirazsızca onları şaşırtan mutluluğumu göstermiş olmam fazla zamanımı almadı. Bir bakıştan anlam çıkarmak buna denirdi işte…  Bazen sonunu bilmeden, sonucunu düşünmeden kelimelerin ağzında donduğunu fark edersin, bazense söylenen sözleri kulağınla duymak istemezsin. Gücünün yettiği kadar konuşmak istersin  ya da avaz avaz bağırmak.  Of ne zor ikilemde kalmak, çelişkideyim. Sussam gönül razı değil konuşsam ortalık yangın yeri… İçimdeki gözyaşlarımı susturamadığım o hüzünden bir türlü kurtulamıyorum… Lakin mücadele etmemin kendimle bir imtihanım olduğunu biliyorum ya da bu duygum karşımdaki insanlara fazla değer vermemden kaynaklanıyor. Ne yazık ki içimdeki istikametin karşımdaki insanlarla ilgisi vardı bundan sonra nabza göre şerbet mi? yoksa kısasa kısas mı  işte bunu ayırt etmemle başlamalıydım bunca sıkıntıyı çözmeye… İnsanların tavırlarını, tutarlarını davranışlarını anlamam için buz gibi hükmetmesi gerekiyordu yüreğime bu yüzden artık yağmur damlalarını kirpiklerimde taşımak istemiyordum.  Her geçen gün umutla uyuyup, uyandığımda bana gülen samimi gökkuşaklarını görmek istiyordum her  zaman göremeyeceğimi ama renginin umut olduğunu bilmem bile bana ışık olarak yetiyordu.

“Eda Erbu” İletişim Bilgileri

  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir